İKRAM

29 Nisan 2007 Pazar

Image Hosted by ImageShack.us

Yavuz Sultan Selim Han zamanında, İran Şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açiliyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.. Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!Cihan padişahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir. Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor. Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor. Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:

Herkes yediğinden ikram eder.

Hayatımız Değerlidir

İki Bardak Su

 

Çok eski zamanlarda, bir Hükümdar varmış, zenginliği tüm dünyaca

bilinirmiş. Hükümdar her gittiği yere, hazinesinin bir bölümünü götürür

 ve bunları sergilemekten büyük onur duyarmış. Hükümdarın

yaşamda en çok güvendiği, tek akıl hocası bir Bilge kişiymiş.

Günlerden bir gün bu Bilge kişiyle otururken Hükümdar şöyle bir

soru sormuş: “Sen ki göğün gizemine ermiş, bilime yön vermiş bir

 adamsın. İnsanlar, ister hükümdar denli güçlü, ister savaşçılar denli

onurlu olsun, ayağına kapanır ağzından çıkacak bir sözü beklerler.

Şimdi senin gibi Bilge bir adamın fikrini merak etmekteyim, benim

hükümdarlığım ve servetim hakkında ne düşünüyorsun?” Bilge bu

soru karsışında, Hükümdar’ın gözlerine bakarak şu sözleri

söylemiş: “Diyelim ki hükümdarım, kızgın ve uçsuz bir çöldesiniz.

 Ölmemek için, size uzatacağım bir bardak suya servetinizin

yarısını verir miydiniz?“Verirdim tabii.” “Zaman geçti diyelim,

susuzluğunuz arttı, size uzatacağım bir sonraki bardağa servetinizin

öteki yarısını da verir miydiniz?” Hükümdar biraz düşünür ve

 ardından “Ölmemek için evet” der. Bunun üzerine Bilge kişi

 gülerek şu sözleri söylemiş: “Madem öyle, o zaman övünmeyin

 fazlaca. Çünkü haşmetlim sizin servetiniz yalnızca iki bardak

 sudur.” Bilge kişi güzel söylemiş. Gerçekten zenginlik, sanıldığı

gibi mal, mülk, para, pul, hatta sağlık bile değildir. Gerçek

zenginlik gönül zenginliğidir. Gönlünüz huzur içersindeyse,

başınızı yastığa koyduğunuzda, huzurla uyuyabiliyorsanız,

sizden zengini yoktur.      

                                                                                                                                                             Alıntı Yapılmıştır : http://yolculukvar.wordpress.com 

Çanakkaleden Bir Destan

SEYİT ONBAŞI

Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesinin ki Emine idi.

Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912′de Balkan Savaşları’na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi’nde görev aldı. Çanakkale Savaşları’nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı. 1. Dünya Savaşında Çanakkale - Mecidiye Bataryasında görev aldı. 18 Mart 1915 ‘ de İngiliz gemilerinin Çanakkale’yi geçmek için pek çok topu susturdukları anda 275 Kg.’ lık top mermisini sırtlayarak topun namlusuna yerleştirdi. Topu ateşleyerek OCEAN adlı İngiliz lerin en büyük zırhlısını batırdı. İngiliz ve Fransız gemileri boğazı geçemiyeceklerini anlayarak geri döndüler.

Kaybedilmek üzere olan Çanakkale Savaşı Havran’ lı kahraman Onbaşı Seyit Çabuk (Kocaseyit) sayesinde kazanıldı.

Peygamberimiz İçin


Alman Edebiyatının zirvesinde yer alan ünlü Goethe´nin bir Hz. Muhammed hayranı olduğu bilinir. Prag´da doğan Alman asıllı ünlü şair Rilke de onun gibi Hz.Muhammed´e hayran olan isimler arasında.
Haftalık edebiyat dergisi K´nın son sayısında ünlü şairi anlatan Perihan Özcan da onun Hz. Muhammed hayranlığına da dikkat çekti ve İz Yayıncılıktan yayınlanan Seçilmiş Şiirler Duino Ağıtları adlı kitaptan şiiri Turan Oflazoğlu´nun çevirisiyle yayınladı. Yazısında ünlü şairin ruh dünyası anlatan Özcan, şairin psikolojik tedaviyi de “meleklerini ürkütmemek için” reddettiğine dikkat çekti.

İşte Rainer Maria Rilke´nin Hz.. Muhammed için yazdığı o ünlü şiirin Türkçe´ye uyarlanmış hali:

MUHAMMED’İN YAKARIŞI

Gerçi saklandığı yere, o pek yüce olan

Girince bir bakışta tanınan Melek

Dimdik ve görkemli parıltılar salan:

Yalvardı bütün iddialardan vazgeçerek

İzin verilsin diye gezgin kalmasına

Eskisi gibi, dalgın bir tacir olarak yani;

Okumuşluğu yoktu, fazla gelirdi ona da

Bilginlere de görmek sözün böylesini.

Melekse emredercesine gösteriyordu

Levhasına yazılanları yalvarana

Gösteriyor ve istiyordu tekrar: Oku

Okudu O da: Öyleki Melek hayrandı.

Çoktan okumuş denirdi artık ona

Yapabilendi o, kulak veren ve yapandı.


Kaynak : www.haber7.com

Vatan Ve Bayrak

Biz, kısık sesleriz.. minareleri Sen, ezansız bırakma, Allah’ım!  

Ya çağır şurda bal yapanlarını; Ya kovansız bırakma, Allah’ım!  

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma, Allah’ım!  

Bize güç ver.. cihat meydanını Pehlivansız bırakma, Allah’ım!  

Kahraman bekleyen yığınlarını Kahramansız bırakma, Allah’ım!  

Bilelim hasma, karşı koymasını: Bizi cansız bırakma, Allah’ım!  

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma, Allah’ım  

Yarının yollarında yılları da Ramazansız bırakma, Allah’ım  

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma, Allah’ım  

Bizi, Sen sevgisiz, susuz, havasız Ve vatansız bırakma, Allah’ım!  

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma, Allah’ım  

                                                                          Arif Nihat Asya

« Önceki ::